İslam Cumhuriyeti’nin Cebr-u İkrah politikası sürüyor: İran’da ahlak polisi yeniden sokaklarda

Başörtüsü, İslam Cumhuriyeti’nde siyasi, dini ve kültürel bir sembol olarak kabul edilir. En azından müesses nizam ve muhafazakâr kesimler için böyle bir ön kabul olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Başörtüsü aynı zamanda devletin kuruluş ideolojisinin ve ülkedeki siyasi kurumların da temelini oluşturur. Rejim meşruiyetini siyasal İslam’dan devşirdiğinden, başörtüsünü de tabulaştırarak “tartışmaya kapalı” bir zemine oturtur ve caydırıcılığı yüksek yasalarla koruma altına alır. Zira başörtüsü konusunda verilecek bir taviz İslami yaşam formunu oluşturan diğer bütün normların da sorgulanmasına yol açacak ve uzun vadede İslam Cumhuriyeti’nin çözülmesine neden olacaktır.

İRŞAD DEVRİYESİ OLARAK BİLDİĞİMİZ AHLAK POLİSİ NE ZAMAN KURULDU?

Yasalarla açıkça belirtildiği üzere, kız çocuklarının ve kadınların başörtüsü ve İslami kıyafet zorunluluğuna uymaları gerekir. Aksi halde türlü cezalarla (uyarı cezası, para cezası, terapi cezası, ölü yıkama cezası, hapis cezası vs.) karşı karşıya kalırlar. Yürürlükteki denetim ise kolluk kuvvetlerine düşer. Bu denetim 2006 yılına kadar Devrim Muhafızları Devriyeleri ve Besic (gönüllü milis güçler) yoluyla gerçekleştiriliyordu. Ancak daha sonra, “keyfi müdahalelerin önüne geçilmesi” ve kurumsallaşmanın arttırılması için Kültür Devrimi Yüksek Konseyi ve dönemin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın onayı ile ahlak polisi olarak bildiğimiz İrşad Devriyesi (Geşt-i İrşad) kuruldu. Böylece hem İslami kıyafet yasasının uygulanması hem de kamusal alanda ahlaki normlara uygun davranılması sağlanmaya çalışıldı. 2013 yılında ise ahlak polisleri İçişleri Bakanlığı’na bağlandı. Ahlak polisleri sokaklarda minibüsleriyle devriye gezerek kadınlara rejimin istediği şekilde örtünmeleri konusunda sert müdahalelerde bulundu. Bu müdahalelerden biri, geçtiğimiz eylül ayında hepimizin tanık olduğu bir ölümle sonuçlandı. 22 yaşındaki İranlı Kürt kadın Mehsa Jina Emini’nin gözaltında hayatını kaybetmesi, ülkede geniş çaplı protestolara neden oldu.

PROTESTOLARDAN SONRA SOKAKLARDAN ÇEKİLMİŞTİ

Protestoların boyut değiştirerek tüm ülkeyi sarması ve her yaştan her kesimden insanı içine alması; büyük meydan gösterilerinden küçük sokak çatışmalarına, işçi grevlerine, İran’da bazari olarak bilinen çarşı esnafının kepenk kapatmasına, ilkokullardan üniversite eylemlerine kadar ciddi bir eylem çeşitliliğiyle karşı karşıya kalınması, protestoların alt-orta sınıftan üst-orta sınıfa, Kürdistan’dan Belucistan ve Güney Azerbaycan’a, hatta İslam Cumhuriyeti’nin ve Şii İslam’ın kalbi olarak görülen Kum ve Meşhed şehirlerine kadar yayılması, müesses nizamın da geri adım atmasına neden oldu. Devriyeler 16 Eylül’de Emini’nin gözaltında hayatını kaybetmesi üzerine sokaklardan çekildi. Bu durum Batı basını başta olmak üzere uluslararası medyada “İranlı kadınların zaferi” olarak görüldü ve nizamın, ülke çapındaki hükümet karşıtı ayaklanmayı yatıştırmak için bariz bir taviz verdiği düşünüldü. Gerçi İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri’nin açıklamaları o dönem de tartışma konusu olmuş ve akıllarda bazı soru işaretleri bırakmıştı. Başsavcı “devriyeler bize bağlı değil, kim kurduysa o kapattı” diyerek devriyelerin yargıya bağlı olmadığını ifade etmişti. Yine de ülkenin Başsavcısının yaptığı bu açıklamanın Rehberlik makamından azade olamayacağı düşünülmüş ve bir kazanım olarak yorumlanmıştı.

Ancak Hamaney ocak ayında kritik bir hamleyle Ahmed Rıza Radan’ı İran Polis Şefi olarak atadı. Radan’ın denetimleri sıkılaştırması beklenen bir durumdu. Zira Radan bu konuda kötü bir şöhrete sahipti. Kendisi nisan ayında örtünmeyen kadınlara karşı “geniş çaplı bir savaş” başlatma sözü vermişti. Müesses nizam başörtüsü konusunun Reisi hükümetini aşan bir mesele olduğunu, farklı karar alma organlarını devreye sokarak göstermeye çalışıyordu. Böylece okların yalnızca Reisi hükümetine yönelmesinin ve hükümet karşıtı ayaklanmaların da önüne geçilmiş olacaktı.

Ne muhafazakâr hükümet görevlilerinin yaptığı tehditkâr açıklamalar ne tutuklamalar ne de idamlar kadınları durdurmaya yetti. Eylül ayından bu yana kadınlar kamuya açık alanlarda başörtülerini çıkararak hatta İslami kıyafet kurallarını çiğneyerek yürümeye ve bu anları sosyal medyada paylaşmaya devam ettiler.

MUHARREM AYI İLE BİRLİKTE UYGULAMA GERİ DÖNDÜ

Ancak eylül ayı itibarıyla gözlerden kaybolan ahlak polisleri, Emini’nin ölümünün sene-i devriyesine iki ay kala yeniden İran sokaklarında belirmeye başladı… Karar, İran Polis Teşkilatı tarafından 16 Temmuz’da kamuoyuna açıklandı. Polis Teşkilatı Sözcüsü Said Muntezeru’l-Mehdi kararın, “halkın talebi” ve “Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile Yargı Erki Başkanı Gulamhüseyin Muhsini-Ejei’nin çağrıları” üzerine alındığını söyledi. Muntezeru’l-Mehdi, “uyarıları dikkate almayan” ve “İslami değerleri çiğnemekte ısrar eden” kadınlar hakkında yasal işlem yapılacağını duyurdu. Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı da Cumhurbaşkanı ve Yargı Erki Başkanının, ahlak polislerinin yeniden görevlendirilmesi emrini verdiğini doğruladı.

KARAR TEPKİLERE NEDEN OLDU

Polis Teşkilatı Sözcüsü Said Muntezeru’l-Mehdi’nin açıklamaları büyük tepkilere yol açtı. Zorunlu başörtüsü yasasına karşı olan feministler, aktivistler ve reformist siyasetçiler sosyal medyada hükümeti eleştiri yağmuruna tuttu. “İrşad Devriyesi” terimi kısa sürede Farsça Twitter’da trend topic haline geldi. Başörtüsü takmanın kişisel bir tercih olması gerektiğini söyleyenler kararı kınadı.

Reformist aktivist Ahmed Zeyidabadi 16 Temmuz’da İslam Cumhuriyeti’nin önünde iki seçenek olduğunu yazdı: “Ya başörtüsünün isteğe bağlı takılmasını kabul edecekler ya da akıl almaz bir maliyetle bunu zorunlu kılacaklar.” Zeyidabadi, yetkililerin başörtüsü konusunda ısrarcı olmaları halinde, cezaevlerinin kapasitelerini arttırmaları gerektiğini ancak bunun da bir çözüm yolu olmayacağı için örtünmeyen kadınları asmak zorunda kalabileceklerini ifade etti.

İran’ın sabık reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ahlak polislerinin yeniden ortaya çıkmasının hükümetin kendisine zarar veren bir hamle olduğunu, toplumdaki gerilimi daha da arttıracağını ve sosyal bir patlamaya yol açabileceğini söyledi.

Reformist Hammihen gazetesi, devriyelerin yeniden başlamasının toplumda kaosa neden olabileceği uyarısında bulunurken, reformcu siyasetçi Azer Mansuri bunun halkla devlet arasındaki uçurumun ne denli açıldığını göstermesi bakımından önemli bir örnek olduğunu belirtti.

HANGİ KURUM TARAFINDAN GÖREVLENDİRİLDİĞİ HÂLÂ MUAMMA

Gelelim Polis Teşkilatı’nın hangi kurum tarafından görevlendirildiğine… Bu konuda ciddi bir kafa karışıklığı var. Zira kimse sorumluluğu üstlenmeye yanaşmıyor. Yargı sessizliğini korurken hükümet yetkilileri iddiaları reddediyor. Ancak bazı parmaklar İçişleri Bakanlığı’nı işaret ediyor. Üst düzey bir kadın Polis Teşkilatı yetkilisi, İrşad Devriyesinin, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı olarak doğrudan Cumhurbaşkanının emri ve İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi’nin onayı doğrultusunda faaliyete geçirildiğini söyledi. Oysa son günlerde bazı yetkililer, devriyelerin yeniden başlamasının ardında cumhurbaşkanının ve hükümetin hiçbir ilgisinin olmadığına kamuoyunu ve medyayı ikna etmek için muazzam bir çaba sarf etmişti. Hükümetin gelecekte olası eleştirilerden kaçınabilmesi için suçun polisin üzerine atıldığını öne sürenler bile oldu. Devriyelerin geri dönüşünü eleştiren Milletvekili Ahmed Alirezabeigi de kararın arkasında İçişleri Bakanı Vahidi’nin olabileceğini öne sürenlerden biriydi. Alirezabeigi, Vahidi’nin mecliste hakkında çıkabilecek olası bir azil kararına karşı “başörtüsü meselesiyle” meşgul olduğunu göstermek istediğini düşünüyordu. Vahidi’nin eski bir Devrim Muhafızları Komutanı ve Savunma Bakanı olması da bu görüşü destekliyordu. Cumhurbaşkanının Kadın ve Aile İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Enise Hezali de cumhurbaşkanının devriyelerin geri dönme emrini vermesiyle ilgili haberleri yalanlamış ve böyle bir şeyi hiç duymadığını vurgulamıştı. Hatta kendisi “Ben böyle bir emir duymadım, konuyu İçişleri Bakanlığı’ndan takip edin” diyerek gazetecileri Vahidi’ye yönlendirmişti.

Muhafazakâr milletvekili ve Meclis Sosyal Komisyonunun Kıdemli Üyesi Veli İsmaili alınan kararda meclisin herhangi bir dahli olmadığını açıkladı. Ancak sorumluluğun sadece mecliste değil diğer devlet organlarında da olduğunun altını çizdi. İsmaili aynı gün verdiği bir röportajda hükümetin bu konuda yasalar temelinde hareket ettiğini ve zorunlu başörtüsü uygulamasına ilişkin meclise sunulan bir yasa tasarısının ahlak polisi devriyelerinden daha etkili olacağını belirtti.

YÜZ TARAMA SİSTEMLERİ NİSAN AYINDAN BERİ DEVREDE

Devriyelerin yeniden görevlendirilmesi, dijital ortamda sesi değiştirilmiş bir erkeğin parkta, bahçede, restoranda örtünmeyen kadınlara uyarılarda bulunduğu ve kadınların nisan ayında devreye giren yüz tarama sistemi sayesinde kimliklerinin tespit edildiği bir videonun sosyal medyada dolaşıma girmesinin ardından geldi. Videoda kimliği belirsiz adam bir kadına: “Özgürlüğe mi inanıyor musunuz? Peki o halde, tecavüzcülerin ve hırsızların sizinle uğraşmaları için serbestçe dolaşmalarına izin vereceğiz” diyerek gözdağı veriyordu.

ÖNGÖRÜLER

Bazı İran uzmanları, Cumhurbaşkanı ve Yargı Erki Başkanının ahlak polislerinin geri dönüşünün sorumluluğunu doğrudan üstlenmemelerini, böyle bir tedbire siyasi destek vermeden önce halkın nabzını ölçmek istemeleriyle ilişkilendiriyor. Ayrıca zamanlama açısından devriyelerin geri dönüşü için Muharrem ayının beklenmesi, başörtüsü konusunda muhafazakâr kesimin desteğinin alınmak istendiğine işaret ediyor olabilir. Yukarıda da ifade edildiği gibi İçişleri Bakanı azilden kaçınmak için bu adımı atmış olabilir. Ancak İçişleri Bakanı Vahidi’nin bu kararı tek başına alabilecek bir pozisyonda olmadığını ve güç ağının bir parçası olduğunu akılda tutmak gerekir. Her halükârda bu hamle sokağa taşacak öfkenin dinamiti olacak nitelikte. Emini’nin ölüm yıl dönümüne doğru sokaklar yeniden hareketlenebilir ve rejim 16 Eylül’de büyük meydan gösterileriyle karşı karşıya kalabilir. Protestoları tetikleyecek önemli bir diğer mesele de İslami Şura Meclisi’nin (Parlamento) Hukuk ve Yargı Komisyonu’nun “Tesettür ve İffetin Teşvik Edilerek Ailenin Korunması” adlı 70 madde halinde hazırladığı yasa tasarısının meclisten geçmesi. Tasarının yasalaşarak yürürlüğe girmesi kadınları daha zor günlerin beklediği anlamına geliyor.

Önümüzdeki dönem İranlı kadınlara neler getirir bilemiyoruz ama bildiğimiz ve gün gibi açık olan bir şey var ki; o da nesiller boyu içselleştirilen protesto kültürü. İranlı kadınların kırk dört senedir verdikleri mücadele kolay kolay son bulacak gibi değil.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x