“`html
Scario, İspanyolca kökenli bir kelime olup, “tetikçi” anlamına gelmektedir. Bu terim, Meksika sınırında meydana gelen kartel savaşlarını konu alan bir Hollywood filmi ile de ilişkilendirilir. Ancak, burada bahsettiğimiz Cicero, bilinen casus Çiçero değil.
DEVLET AKLININ TEMSİLCİSİ
M.Ö. 106 yılında, Roma Cumhuriyeti’nin Arpinum kentinde doğan Marcus Tullius Cicero, köklü bir aileden gelmiyordu ve bu nedenle Roma’da “cumhuriyetin çocuğu” olarak anılıyordu. Genç yaşta hukuk, felsefe ve hitabet eğitimi aldı; zekâsı ve adalet anlayışı sayesinde hızla tanınan biri haline geldi. Yozlaşmış yöneticilere ve yargıçlara karşı açtığı davalarla adını duyurdu.
M.Ö. 63’te Roma’nın en üst düzeydeki makamı olan konsüllüğe seçildi. Bu dönemde, Catilina adlı bir aristokratın gerçekleştirmeye çalıştığı darbe girişimini ortaya çıkararak önledi ve “cumhuriyeti kurtaran adam” olarak anılmaya başladı. Cicero, devleti var kılan şeyin “ortak iyiyi” korumak olduğunu savundu. Yasalar, hükümdarların değil, insan aklının eseriydi; bu sebeple “adalet” siyasi değil, evrensel bir kavram olarak değerlendirildi.
Cicero’nun felsefesindeki en önemli kavramlardan biri “doğal hukuk”tur. Gerçek yasa, “doğaya uygun aklın buyruğu” olarak tanımlanır. İnsanlar doğuştan doğru ile yanlışı ayırt edebilme yeteneğine sahiptir; dolayısıyla adil bir devlet, bu akıla dayanmak zorundadır. “Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çöker” sözü de bu fikrin özüdür.
Romanın cumhuriyetçi düzenini tehdit eden Julius Caesar‘a karşı duran Cicero, Caesar’ın kendini “ömür boyu diktatör” olarak ilan etmesini cumhuriyetin sonu olarak değerlendirdi. “Tiranın eliyle özgürlük korunamaz” diyerek senatoyu uyardı. Caesar’ın suikastle öldürülmesinin ardından, Marcus Antonius’un da benzer bir yolu seçeceğini öngördü ve bu sefer ünlü “Philippicae” konuşmalarıyla ona meydan okudu; ancak bu durum onun sonunu hazırladı.
M.Ö. 43’te Marcus Antonius tarafından “devlet düşmanı” ilan edilen Cicero, kaçmaya çalışırken yakalandı ve idam edildi. Bugün bile hatırlanan sözlerinden biri ise şudur:
“Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çöker.”
DEVLETİN GİZLİ YÜZÜ: SICARIO
Diğer taraftan, bahsedilen “Sicario” kelimesi İspanyolcada “tetikçi” anlamına gelir ve aynı adı taşıyan 2015 yapımı bir Hollywood filmine de işaret eder. Film, Meksika sınırındaki kartel savaşlarını ve bu süreçte devletin kirli şiddet ilişkisini gözler önüne seriyor. Hukukun gri alanlara savrulduğu hikâye, yasa ile suç arasındaki sınırın tamamen silindiği bir gerçeği sunuyor. İzleyiciye, adaletin mi yoksa intikamın mı geçerli olduğunu sorgulatıyor.
SİYASİ BİR DEKLARASYON HAVASI
DHS tarafından yayınlanan görsel, bir kampanya davetinden çok; siyasi bir deklarasyon havası taşımaktadır. Altında yer alan ifadede; “To the rioters: you will not stop us.” (İsyancılara: Bizi durduramayacaksınız) yazmaktadır. Bu ifade, klasik retorikte Cicero’nun devleti savunma çağrısına benzer bir ton taşımaktadır. Ancak üzerine ulusa yönelik bir Sicario tonu eklenmiştir: Yasa adına, yasa dışına çıkarak bir öfke sergileme. Bu durum, meşruiyetin yeniden tanımlanması gibi bir anlayışa işaret eder.
Cicero’nun görüşleri, yüzyıllar geçse de devlet anlayışını etkilemeye devam etmektedir. Orta Çağ sırasında “doğal hukuk” kavramı, onun eserleri üzerinden şekillendirilmiştir. Aydınlanma çağında John Locke ve Montesquieu, Cicero’nun “hukukun üstünlüğü” ilkesini yeniden yorumladı. Ayrıca, ABD’nin kurucularından Thomas Jefferson, Cicero’yu modern cumhuriyet anlayışının ilk ilham kaynağı olarak nitelendirmiştir.
Cicero “iyi bir hatip, iyi bir insan olmalıdır” der. Günümüzde “Cicero’nun Üçlü Etki İlkesi” dediğimiz kavram, ikna sanatının üç temel öğesini ifade eder. Cicero bu öğeleri bizzat icat etmemiştir, fakat Aristoteles’in ethos-pathos-logos sistemini geliştirerek politik retoriğin merkezine yerleştirmiştir.
Ethos: Konuşmacının karakteri ve güvenilirliği. Dinleyici, güven duyduğu kişiden etkilenir. Günümüzde “güvenilir bir lider imajı” bu anlayışın bir sonucudur.
Pathos: Duyguya hitap etme yeteneği. İnsanlar yalnızca mantıkla değil, duygularla da ikna olurlar.
Logos: Akıl ve mantık. Argümanlar, veriler ve gerekçelerle desteklenmelidir; bu da “neden doğru olduğu” sorusuna bir cevap sağlar.
Cicero’ya göre, iyi bir hatip bu üç gücü bir arada kullanabilen kişidir: Ethos güveni oluşturur, pathos duyguları hareketlendirir ve logos aklı ikna eder. Üçün birleştiğinde, sözler yalnızca bir konuşma değil, bir güç meselesi haline gelir.
Cicero’nun “ethos-pathos-logos” üçlemesi, iki bin yıl sonra Donald Trump’ın siyasi tarzında yeniden şekillendi. Trump, ethos’u yani “lider karakterini” kitle gözünde farklı bir biçimde tanımlayarak güvenilirlikten uzak, kendine inanma üzerine bir figür yarattı. Destekçileri, onun sözlerinin doğruluğunu kişiliğine bağlı olarak değerlendiriyor.
Pathos, Trump’ın en etkili silahı oldu. Konuşmalarında öfke, korku, mağduriyet ve milliyetçilik gibi duyguları ustaca harmanlıyor. “They’re taking your jobs”, “We will build the wall”, “America First” gibi ifadeler, tamamen duygusal tepkileri hedef alıyor.
Logos kısmında ise Trump, bilerek bir eksiklik oluşturuyor; mantıktan çok sezgiye dayanan bir anlatıya yöneliyor. Bu boşluk, onu destekleyenler için bir zayıflık olarak algılanmıyor; aksine “doğrudan konuşan bir lider” imajını pekiştiriyor. Ne var ki, bu güçler adalet değil, meşruiyetin yeniden tanımlanması için kullanılmakta. İşte bunun, Cicero ile arasındaki en derin farkı oluşturdu…
Gözde Sula
“`