Şubat ayının sonunda başlayan ve Haziran ayında sağlanan geçici ateşkesle durulan ABD-İran savaşı, son haftalarda yaşanan karşılıklı restleşmelerle kontrolden çıktı. Washington ve Tahran yönetimlerinin, ‘İslamabad Mutabakatı’ olarak bilinen anlaşmayı askıya aldıklarını duyurmalarının ardından, Hürmüz Boğazı’ndan Körfez ülkelerine kadar uzanan geniş bir coğrafya yeniden savaş alanına döndü. Savaşın faturası hem askeri hem de sivil kanatta her geçen gün ağırlaşıyor. Çatışmaların yeniden şiddetlenmesinin merkezinde, Cuma günü Ürdün’deki bir ABD üssüne yönelik gerçekleştirilen İran saldırısı yer aldı. ABD ordusundan yapılan resmi açıklamaya göre, İran’ın balistik füze ve İHA saldırılarını püskürtmeye çalışan 2 Amerikan askeri hayatını kaybetti, 1 asker kayboldu, 4 asker ise yaralandı. Bu olay, savaşın başladığı ilk günlerden bu yana doğrudan İran ateşi nedeniyle ABD tarafında yaşanan ilk askeri can kaybı olarak kayıtlara geçti. Son kayıplarla birlikte çatışmalarda ölen ABD askeri sayısı 16’ya, yaralı sayısı ise 430’a yükseldi.
“İran nükleer silaha sahip olamaz”
Gelişmeyle birlikte ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik hava saldırılarına hızlandırdı. Hafta sonu boyunca aralıksız devam eden ve ateşkesin bozulmasından bu yana sekizinci gecesine giren operasyonlarda, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) İran ordusuna ait sahil gözetleme tesislerini, hava savunma sistemlerini, askeri lojistik altyapılarını ve yeraltı silah depolarını vurduğunu duyurdu. Washington, bu ağır bombardımanın iki askerin ölümünün intikamını alma ve İran’ın bölgedeki gemi trafiğini tehdit etme kapasitesini yok etme amacı taşıdığını vurguladı. Trump, yaşanan can kayıplarının ardından NewsNation kanalına yaptığı açıklamada durumun ‘çok üzücü’ olduğunu belirtirken, savaşın asıl motivasyonunun ‘İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermemek’ olduğunun altını çizdi.
İran, Kuveyt’teki ABD üslerini bombaladı
ABD’nin bombardımanlarına Tahran’ın yanıtı gecikmedi. İran ordusu, pazar sabahı erken saatlerde Körfez-Arap komşularındaki ABD müttefiki üsleri doğrudan hedef aldı. İran devlet televizyonunun askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, Kuveyt’teki El Adiri lojistik üssü ile Ali es-Salem hava üssüne İHA’larla geniş çaplı saldırılar düzenlendi. İran’ın misillemelerinden en büyük zararı Kuveyt gördü. Ülkede havacılık yetkilileri hava sahasını kısa süreliğine kapatmak ve başkent yönlü uçuşları yeniden planlamak zorunda kaldı. Kuveyt Petrol Şirketi, bir petrol tesisinde yaralanmalar olduğunu, bir su arıtma tesisinde ise yangın çıkarak elektrik üretim ünitelerinin devre dışı kaldığını bildirdi. Öte yandan Irak, Erbil kenti üzerinde saldırı İHA’larını düşürdüğünü; Ürdün ise hava savunma sistemlerinin İran füzelerini imha ettiğini açıkladı. Gün boyunca Bahreyn ve Suudi Arabistan’da da çok sayıda hava saldırısı sireni çaldı.
Nükleer tesisler doğrudan hedef alındı
İranlı yetkililer, son üç haftadaki ABD saldırılarında aralarında sivillerin de bulunduğu en az 50 kişinin öldüğünü ve 500’den fazla kişinin yaralandığını bildirdi. İran devlet medyası (IRNA), güneydeki Hürmüzgan eyaletinde Bonci su arıtma tesisinin imha edilmesiyle yaklaşık 10.000 kişinin suyunun kesildiğini, stratejik Keşm Adası’ndaki bir tesisin de hasar gördüğünü duyurdu. ABD saldırılarında İran’ın Basra Körfezi ve Irak sınırı yakınlarındaki Şadgan kenti ile Hürmüz Boğazı kıyısındaki Sirik kasabası da hedef alındı. Ulaşım hatlarını da felç eden bombardımanlarda, Bender Abbas’a giden güzergah üzerindeki üç köprü vuruldu. Krizin en tehlikeli kırılması ise nükleer tesislerde yaşandı. İran Atom Enerjisi Kurumu, ABD güçlerinin Darhovin (Karun) bölgesinde inşasına başlanan ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gözetiminde olan barışçıl nükleer santrale saldırdığını açıkladı. Kurum, milyarlarca dolarlık bu sivil tesisin vurulmasını uluslararası hukuka karşı işlenmiş “açık bir savaş suçu” olarak nitelendirdi.
Cumhuriyetçiler İran’ı da yaptırım yasasına eklemeli
Trump, sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Paylaşımında “Cumhuriyetçiler, Rusya’ya yaptırımlar yasasına İran’ı da eklemeli” ifadesini kullanan Trump, yasa tasarısının hazırlanmasına öncülük eden, İsrail’e verdiği destekle tanınan ve ani şekilde yaşamını yitiren Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın da “bunu isteyeceğini” kaydetti. Senato’da 2003’ten bu yana görev yapan 71 yaşındaki Graham’ın, 11 Temmuz’da gece “kısa süreli ve ani gelişen bir rahatsızlık” sonucu yaşamını yitirdiği bildirilmişti. ABD basınında, Cumhuriyetçi ve Demokrat senatörlerin, Senatör Graham’ın hazırlanmasına öncülük ettiği Rusya’ya yaptırımları içeren yasa tasarısı etrafında birleştiği belirtilmişti.
“İslamabad Mutabakatı umurumda değil”
Sahadaki askeri çatışmalar, diplomatik köprülerin tamamen atılmasıyla eşzamanlı ilerliyor. ABD ve İsrail’in Şubat ayındaki ilk saldırılarında hayatını kaybeden dini lider Ali Hamaney’in yerine geçen oğlu Ayetullah Mücteba Hamaney, o tarihten bu yana ilk kez açıklama yaptı. İlk saldırılarda yaralandığı iddia edilen yeni lider, ABD Başkanı Trump’ın ateşkes anlaşmasındaki imzasını ‘tamamen değersiz ve güvenilmez’ olarak nitelendirerek, ABD’ye ‘daha yüksek bedeller ve unutulmaz dersler’ uyarısında bulundu. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ABD’nin deniz ablukası ve saldırılarla ‘İslamabad Mutabakatını’ ihlal ettiğini belirterek, İran’ın da anlaşmadaki tüm yükümlülüklerini askıya aldığını duyurdu. Trump ise anlaşmanın ihlal edildiği yönündeki eleştirilere oldukça sert bir karşılık vererek ‘Bu umurumda değil’ dedi ve müzakere kapılarını Washington cephesinde de sert bir şekilde kapattı.
Hürmüz güzergahı dışına çıkan gemiler kaza yaptı
Küresel deniz taşımacılığının yüzde 20’sinin yapıldığı Hürmüz Boğazı, savaşın ekonomik ve askeri açıdan ana cephesi konumunda. Washington yönetimi, ham petrol sevkiyatını durdurmak amacıyla İran limanlarına yeniden deniz ablukası uygularken; İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD destekli 4 geminin seyir sistemlerini kapatarak güvenli olmayan rotalardan geçmeye çalıştığını, bu gemilerden ikisinin kaza yaptığını ileri sürdü. İran, petrol ve doğal gaz taşıyan hiçbir geminin izinsiz geçemeyeceğini yineledi. Bu abluka, petrol fiyatlarının küresel çapta fırlamasına ve boğazdaki trafiğin son yılların en düşük seviyesine gerilemesine neden oldu.
